|
|
Üstad Münib Engin Noyan Beyefendi'nin Kaleminden
|
YÖNTEM VE TAKTİKLERİ Şimdi fitne ehli Hristiyan misyonerlerin genellikle kullandıkları yöntemleri ve bunlara karşı alınması gereken tedbirleri birbiri ardınca görelim. Ama önce şu hususu çok ama çok iyi bilmeniz gerekiyor: Fitne ehli Hristiyan misyonerler sizlere, deyim yerindeyse “çengel atma” çabalarının her aşamasında, kendi dinî mensubiyetlerini, yani aslında inanmış birer Hristiyan olduklarını ve sizinle sözümona “dostluk”(!) kurarken hangi amacı güttüklerini ustalıkla gizlerler! Bu konuda genellikle çok da başarılıdırlar çünkü kendilerini misyonerlik faaliyetlerinde bulunmakla görevlendiren odaklar tarafından, bu görevlerini en iyi/en başarılı şekilde yerine getirebilmeleri için ciddî bir şekilde eğitilmişlerdir. Meselâ sizinle kurdukları ilişkinin başlangıç aşamasında Hristiyan olduklarını mümkün olduğu kadar gizleyebilmeleri için konuşmalarında “Hz. İsa”, “Mesih/Kurtarıcı”, “vaftiz (etmek/olmak)” gibi kelimeleri/terimleri kullanmaktan titizlikle kaçınırlar! Eğer sizinle tanıştıktan belli bir süre sonra din üzerine konuşmaya başlayan, konuyu bir şekilde din ve inanç meselesine getiren bir kişinin dinî kimliği/inancı konusunda emin değilseniz, ona hemen inancını ve neden din/inanç meseleleri üzerine konuşmayı arzu ettiğini sorun! Dolaylı bir cevap aldığınız takdirde derhal “iyi niyeti”(!) ve “dostluk kurma amacı”(!) konusunda kuşkuya düşün ve temkinli olun! Fitne ehli Hristiyan misyonerlerin hakiki mânâda “tanışmak/bilişmek için diyalog kurmak”(!) ya da “Hristiyan - Müslüman ilişkilerini geliştirmek/iyileştirmek”(!) gibi bir niyetleri/amaçları yoktur! Onlar, muhtelif Hristiyan kiliseleri/mezheb ve/veya tarîkatları tarafından, kelimenin tam mânâsıyla, “Hristiyanlık satmak” için “gizli maaş”la işe alınmış ve yalnızca bu amaçla çalıştırılan “uzman görevliler”dir!
|
ŞECAAT ARZ EDERKEN Gerçek şu ki insan fütursuzca azar, ne zaman kendini yeterli görse Ama gelin, burada sizlerle bu konudaki bazı çarpıcı örnekleri paylaşmadan önce, fitne ehli Hristiyan misyonerlerin “başarı”(!)dan anladıkları aslında nedir, ona bir bakalım, çünkü bu konuda mazlûm ve mahzûn ülkemizde genellikle yanlış bir algılayış yaygındır. Fitne ehli Hristiyan misyonerlerin ve özellikle de onların Müslüman kılıklı “iyice sulandırılmış ve dahi bulandırılmış ne idüğü belirsiz Hoşgörü Havarisi” tavırlı dostlarının, mahzûn ve mazlûm ülkemizdeki misyonerlik faaliyetlerinin ulaştığı tehlikeli boyut ne zaman gündeme getirilse, takındıkları standart bir tavır vardır: önce sesszice dinlerler. Bu dinleyiş esnasında yüzlerinde sözümona “mütevazı ve hoşgörülü”(!) bir tebessüm yayılıp yerleşmeye başlar. Sonra, söz sırası kendilerine geldiğinde, karşılarında dile gelen feryâdın ve o feryâdı dile getirenlerin durumu biraz fazla abarttığını “ifâde ederler” aynı riyâkâr tebessümün eşliğinde: “Canım söyleyin Allah aşkına, bugüne kadar kaç Müslüman Türk genci Hristiyanlığa geçiş yapmış (“dîninden dönmüş” demezler, diyemezler bir türlü - çünkü işlerine asla gelmez böylesi!) bunca yıldır ve onca yoğunlukta sürdürüldüğünü iddia ettiğiniz misyonerlik faaliyetleri sonucunda? Toplasanız iki elin parmak sayısını geçmez! Eh, bu kadarcık fire(!) her yerde ve her konuda olur! Demek ki o gençler ya da kimseler bir arayış içindeymiş zaten ve bu arayışın neticesinde Hristiyan olmayı en uygun görmüşler kendilerine. Ne var bunda? İnsanın mensubu olacağı dini seçme hürriyeti yok mu? Hem seçtiği de netice itibariyle üç büyük semâvî dinden biridir. Ya “satanist” olmayı tercih etseydi, daha mı iyi olurdu? Üstelik, unutmayalım, laik bir ülkede yaşıyoruz…” Bu sözlerdeki hatırı sayılır doğruluk payı ve dile getirilişlerindeki edâ, en aklı başında insanı bile bocalattırır - ki bu da zaten yeterlidir. Evet, doğrudur: mahzûn ve mazlûm ülkemizde fitne ehli Hristiyan misyonerlerin tesiri altında kalarak din değiştirip Hristiyan olanların sayısı, en azından istatistiksel olarak, gerçekten de önemsenmeyecek kadar azdır. Ne var ki fitne ehli Hristiyan misyonerlerin “başarı”(!) addettikleri şey mümkün olduğu kadar çok Müslümanı Hristiyan yapabilmiş olmakla sınırlı değildir! Hatta rahatlıkla diyebiliriz ki aslında “başarı”(!)dan kasıtları da bu değildir: onlar için kendi dinini künhüyle bilmeyen ve dolayısıyla iyice içselleştirmiş olmayan Müslümanların zihnine ve ruhlarına - ki daha önce de belirttiğim gibi, ne yazık bunların sayısı mahzûn ve mazlûm ülkemizde çoktur! - Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm hakkında kuşkular yerleştirmek, gönülleri bulandırmak ve böylece İslâm akaidinin temel taşlarını yerinden oynatmak yeterince büyük ve önemli bir “başarı”(!)dır! Nitekim fitne ehli Hristiyan misyonerler buna kendi aralarında “tohum ekmek” derler ki bizce bu tahrip gücü yüksek, tehlikeli bir bombanın pimini çekip bırakmakla eş anlamlıdır. Onlar için “hasat”, bizim için ise “büyük ve tahrib edici patlama” anlamına gelen şey, bu operasyondan sonra nasıl olsa kendiliğinden gerçekleşecektir! İşte fitne ehli Hristiyan misyonerler tarafından, yerli yardakçılarının da şuursuz, aymaz tavırlarının desteği sayesinde ustalıkla maskelenmek istenen ve de maskelenen “şecaat” ya da “başarı”(!) budur!
|
KUŞKU YARATMAK Fitne ehli Hristiyan misyoner genellikle, kendine av olarak seçtiği Müslümanla din hakkında konuşurken, ondan mümkün olduğu kadar çok “Bilmiyorum!” cevabı alabileceği soruları/sorunları gündeme getirmeye çalışır. Bunun için önceden iyice hazırlandığı ve İslâmî bilgisi yetersiz olan hemen herkesi kolaylıkla bocalattırabilecek soruları birbiri ardınca sıralayarak Müslümanın kafasını iyice karıştırır, gönlünü bulandırır. Bu konuda yeterli dozu elde ettiğine inanır inanmaz da gündeme getirdiği soruları en “makûl”(!), gönüle ve kulağa en hoş gelen sözler ve tezlerle bir bir cevaplayarak sözümona “sorunları çözmeye”(!) ya da en azından “aydınlığa kavuşturmaya”(!) başlar . Fitne ehli Hristiyan misyoner özellikle bu yöntemi kullanmakta belli başlı iki amacı vardır: 1. İslâmî bilgisi yetersiz/imanı zayıf Müslümanda dinî hakkında kuşkulara düşmesini sağlamak; 2. Uygun zaman ve zemîni bulur bulmaz başlayacağı Hristiyanlık propagandasının fazla zorlanmaksızın kabul görebilmesini sağlamak için kendisinin dinî bilgi konusunda ondan ne kadar üstün olduğunu karşısındaki kişiye kanıtlamak! Sakın fitne ehli bir Hristiyan misyoner olduğundan kuşkulandığınız bir kimsenin İslâm/inanç/iman konularında ikircikli sorular ve yaklaşımlarla kafanızı karıştırıp, gönlünüzü bulandırarak inancınız konusunda şüpheye düşmenize yol açmasına izin vermeyin! Dininizi yalnızca aslî kaynaklarından, yani mubârek Kur’ân’ı ve Muazzez Peygamberimizin (s.a.v.) İslâm âlimlerince ittifakla muteber kabul edilen hadis külliyatlarını okuyarak öğrenin! Her fitne ehli Hristiyan misyoner yalnızca ve yalnızca Müslümanlara, kelimenin tam anlamıyla “Hristiyanlık satabilmek” amacıyla İslâm’ı hemen hemen her yönüyle inceleyerek öğrenmiştir; yani Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm konusunda ciddî ve ilk bakışta neredeyse ikna edici bir bilgi birikime sahiptir! Ancak fitne ehli Hristiyan misyonerler kendini, Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, mubârek Kur’ân’da dile getirdiği Hakikat’i bilmek/öğrenmek konusunda bir ilgi/gayret göstermek yerine, Hristiyanların yalnızca tahrif edilmiş kitaplarına ve Kilise Kurumu’nun öğretilerine dayandırdıkları din anlayışlarının propagandasını yaparak, yakaladıkları herkesi kendi yollarına çelmelerine hizmet etmeye adadıkları, bundan da belli bir maddî/manevî menfaat sağladıkları için kalbileri, Sünnetullâh gereği mühürlüdür! Her fitne ehli Hristiyan misyoner sizinle mâsumâne bir fikir alış-verişinde bulunmak için değil, yalnızca ve yalnızca zihninizde inancınız/imanınız konusunda mümkün olduğu kadar çok kuşku yaratmak ve böylelikle sizi İslâmdan uzaklaştırmak için yanınıza yaklaşıp sizinle konuşmaya ve sözümona “dostluk”(!) kurmaya çalışır! Mubârek Kur’ân ve Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm konusunda bilgileriniz eksik ya da kısıtlı olabilir… Sizi kendine av olarak seçen fitne ehli Hristiyan misyoner, bu zaafınızı sezer sezmez sizi mubârek Kur’ân ve Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm konusunda yanlış yönlendirmelerle sözümona “aydınlatmaya/bilgilendirmeye”(!) çalışacaktır. Böyle davranmasının tek sebebi bir süre sonra misyonu gereği sinsi sinsi başlayacağı –hâşâ!- “Kur’ân Mesajını Çürütme Operasyonu” nun başarıya ulaşabilmesi için gereken kaygan zemini hazırlamaktır. Size bir şekilde musallat olan fitne ehli Hristiyan misyoner, Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm konusunda ne kadar bilgili ve iyi niyetli görünürse görünsün, siz mubârek Kur’ân ve/veya Muazzez Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında doğru ve sağlıklı bilgi edinmek konusunda yalnızca bir Mü’min ve/veya Mü’mine bir Müslümandan yardım isteyin! Çünki: Daha önce kendilerine vahiy verdiklerimiz, onu kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar: Ancak bilin ki, onların bazısı Hakikat’i bile bile örtbas eder; Rablerinden gelen Hakikati! Hiçbir fitne ehli Hristiyan misyoner sizin mubârek Kur’ân’ın taşıdığı mesajı öğrenmenize asla yardımcı olmayacaktır, olamaz da! Tam tersine, onun tek hedefi sizi Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm’dan soğutmak, uzaklaştırmak ve nihayet tamamen kopartarak gerçek bir İslâm ve Müslüman düşmanı haline getirmektir! Bu yüzden dinî bilginizden pek emin değilseniz ve sizinle sözümona “dostluk”(!) kurmaya çalışan, fitne ehli bir Hristiyan misyoner olmasından şüphelendiğiniz bir kişi dinî bilginizi sınamaya kalkışırsa, hiç çekinmeden, derhal onunla sohbetinizi kesin ve: “Siz besbelli ki Müslümanlara Hristiyanlık propagandası yapmaya çalışan fitne ehli bir Hristiyan misyonersiniz! Benim sizin gibilerle bu tür konuları görüşmekten yapacak daha önemli işlerim var, kusura bakmayın!” diyerek yolunuza devam edin! Fitne ehli Hristiyan misyonerler size “satmaya” çalıştığı soru ve çağrışımların hemen hepsi de sağlam bilgiye sahip Mü’min ve Mü’mine Müslümanlar tarafından defalarca çürütülmüştür. Kaldı ki eğer fitne ehli Hristiyan misyonerlerin gerçek amaçları “inançlararası bir diyalog” kurmak olsaydı, öncelikle dinî bilgileri sağlam bir Müslümanla temas kurmaya çalışarak Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm hakkında doğru ve sağlıklı bir bilgilenme yoluna gider ve buradan hareketle ortak bir anlaşma/tanışma zemini elde etmeye çalışırlardı. Fakat görünen odur ki fitne ehli Hristiyan misyonerler hep aynı soruları yalnızca ve de özellikle kendilerinden şüpheye düşmeyecek kadar saf kurbanlar seçerek, defalarca sormaktadırlar. Eğer şu ya da bu sebepten dolayı fitne ehli Hristiyan misyonerlerin iyi niyetine inanmış ya da inandırılmışsanız, önce onların Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm konusunda bilgilenmek veya “inançlararası bir diyalog” kurmak için neden böyle bir yöntemi seçtiklerini ve bu yöntemde ısrar ederek ne kazanmayı umduklarını sorun kendinize! Fitne ehli Hristiyan misyonerler genellikle Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm konusunda yeterli bilgi altyapısına sahip olmayan, inançları yerine oturmamış ya da zayıf, kendi kültür iklimlerine yabancılaşarak Batı/Hristiyan dünyasının değerlerine özenen gençlerin yoğun oldukları ortamları kendilerine “av sahası”, özellikle de gizli amaçları hakkında asla kuşkuya düşmeyecek kadar saf, yalnızlığa itilmiş, savunmasız, korunmasız, zayıf Müslümanları da “av” olarak seçerler. “Av”larını tuzaklarına düşürebilmek için de “usta”(!)larından aldıkları “Satış Yöntemleri Geliştirme” dersleri doğrultusunda mümkün olan en “baştan çıkartıcı/ikna edici ağzı/söylemi” geliştirip ortaya koyabilme konusunda büyük çaba sarfederler! Bazınız, önce fitne ehli Hristiyan misyonerlerin karşılarındaki kişiyi ikna etmek için öne sürdükleri tezleri dinleyip, sonra Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, azze ve celle, dîni İslâm’ın bunlara verdiği cevabı öğrenmeyi isteyebilirler ki ileride muhatap olabilecekleri benzeri karşılaşmalarda daha iyi hazırlıklı olabilsinler.
|
Fitne ehli Hristiyan misyonerler kendi amaçları/inançları doğrultusunda propaganda yapıp “Hristiyanlığa kazandırmak”(!) üzere hedefledikleri kişilerle genellikle “dostça”(!) bir ilişki kurma yolunu seçerler. Gündelik hayatınızda hemen her yerde ve her zaman karşınıza çıkabilecek olan bu fitne ehli Hristiyan misyonerler görünüşte, ama yalnızca görünüşte, ve özellikle “güleryüzlü” bir tavır içinde “mâsumâne”, “iyi niyetli” bir “dostluk/arkadaşlık ilişkisi kurma” çabalarının ardında, hepsinde ortak olan gizli bir gündem yatar: • Belli bir dinî inancı olmayan ya da yok denecek kadar zayıf olan kimseleri; • Özellikle de İslâmî bilgileri yetersiz, îmanı zayıf, mensubu olduğu kültür ikliminin sübjektif şartlarından, sözgelimi ailesinin/ebeveyninin maddî ve manevî anlamdaki düzeyinden memnun olmadığı için, çevresini, dolayısıyla da kendi kendini hor gören, bu yüzden de Batı dünyasının allayıp pullayarak sattığı sanal değerlere ve hayat tarzına özenen, kafası karışık/gönlü bulanık Müslüman gençleri cezbedip Hristiyanlaştırmak. Böylece: • Önce manevî alanda sonra da gerekirse maddî alanda devreye sokulmak üzere yepyeni bir Haçlı Ordusuna “gönüllü” Hristiyan askerler devşirmek! Nitekim ilâhiyatçı ve gazeteci Sadık Albayrak beyefendi kardeşimiz de 14 Temmuz 2001 tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan “Tahrip Kalıpları!” adlı makalesinde fitne ehli Hristiyan misyonerlerin “laik kanadı” olarak tanımlayabileceğimiz ama netice itibariyle onlarla aynı temel amaca hizmet eden profesyoneller olan oryantalistlerin/şarkiyyatçıların idealleri konusunda şu uyarılarda bulunuyor: • Müslümanların kafalarına Peygamberleri, Kur’ân’ları, hukuk sistemleri ve fıkıhları ile ilgili meselelerde şüphe ve tereddütler sokarak zihinlerini bulandırmak; • Müslümanları, medenî kültür miraslarının değerlerinden şüpheye düşürmek; • Müslümanların kendi kültürlerine olan güvenlerini zayıflatmak, bütün insanî değerlerine, inanç esaslarına ve yüce prensiplerine şüpheci bir gözle bakmalarını sağlamak; • Çeşitli ülkelerde yaşayan Müslümanlar arasındaki bağları kopartmak, kardeşlik ruhunu zayıflatmak; • Kendileri gibi düşünen bir nesil yetiştirmek! Her geçen gün biraz daha kan kaybederek insansoyu üzerindeki baskıcı/sömürücü egemenliğini yitirmeye başlayan Hristiyan âlemi ve onu kontrol eden Kiliseler örgütünün, özel uzmanlarınca yetiştirilmiş kadın ve erkeklerden meydana gelen fitne ehli Hristiyan misyonerler ordusunu her türlü maddî imkânlarla donatarak, özellikle İslâmî açıdan kimlik sorunları yaşayan ülkelere göndermesinin altında yatan tek hedef budur! Oysa ki: Allah nezdinde tek [hak] din, [insanın] O'na teslimiyeti/İslâmdır; Daha önce vahiy verilenler, kıskançlıklarından dolayı, kendilerine [hakikat] bilgi[si] geldikten sonra [bu konuda] farklı görüşlere sarıldılar. Allah'ın âyetlerinin/mesajlarının doğruluğunu inkâr edenlere gelince; unutma, Allah hesap görmede hızlıdır. | ||||||